Kayıtlar

Bizimkisi Bir Aş(k) Hikayesi

Resim
Ben çok ekmek tüketmem ama ne varki ekmek kokusu;ıslak toprak,odun kokusu gibi bende çok derin hatıraları olan imza kokulardan.Bir süredir nerden düştümse migroslarda la lorainne markasının dondurulmuş olarak gelip markette pişirilen bagetlerine düştüm. Bu baget+taciroğlu tulum peyniri+domates+az zeytin yağı=ziyafet Sonra ekşi mayalı ekmekle kesişti yollarımız,daha önce yemişliğimde var ama onlarda rahatsız eden ekşimik bir koku vardı,bununla ilgili ön yargımı bu marka kırdı tok tutma süreci bizim tükettiğimiz ekmeklerle çok farklı bu ekmeklerin.La lorainne ait baget,ekşi mayalı yahut tam buğday değil ama Artısan dedikleri kalitede bir ekmek.bu ekmeklerdeki en büyük fark uzun mayalanma süreçleri.İtalyada farketmiştim ilk bunu,türkiyede ben ne zaman hamurişi bir şey yesem çok hızlı acıkırım,ama orada farklıydı.Buradaki birinci etken unun kalitesi ikincisi de uzun mayalanma süreciymiş. Uno'nun tadı hoş gelsede pakete giren ürünlerde o koruyucunun etkisi midir nedir bilmiyorum ama bir...

Laundryler ve Analıklar

Resim
  Gecenin onbiri.sabah sekizde girdiğim mutfaktayım halen.Bulaşık makinesine meyve tabaklarını tıkarken makinenin filtresinde benim almamı bekleyen bir adet kabak çekirdeği ile göz göze geliyoruz.Dünde ordaydı belki birkaç gün öncesinde bile.Onu oradan ben almazsam kimsenin almayacağını bilmekle yüzleştim bir an.Nuri bilgenin filmlerindeki dramatik yüzleşmelerden biriydi.keşke diyorum bazen kafa kamerası takıp içsesimin volümünü yükseltebilsem. Sabahında kirli çamaşırları ayır;renkli-beyaz renklileri kendi arasında ayır;alt-üst  sonrasında makinaya at-ser Akşam çamaşırlar kuruyunca çay demleninceye kadar bir kaç parçayı ütüle  diğerlerini topla çamaşır sepetine tıkıp çay içerken katla sepeti çamaşır odasına koyup kapatıyorum laundry hizmetlerini.Allah ömür verirse yarın işten gelince ocaktaki yemek pişinceye kadar sepetteki katlamış olduğum çamaşırları yerleştiririm. Çay içip çamaşır katladığım sırada şu tatlı filmi izledim.sonra evlilik ve ebevyn olmanın Kalifornya ve Ko...

Yeşil Gözlü Doktor

Resim
Fazla düzdü,okadar düzdü ki bu olsa olsa ruh hassaslarının ayırt edebileceği; mütevazılığın performansa dönüştüğü yapaylık yahut sadeliğin yakalanması en güç hâliydi. Artık “neyse ne” dedim. Daha bir hafta gözümün önünde; kimine az, benim gibilerine yeterince uzun bir zaman. Bakarız. Bir insanı tanıdığını sanmadan önce güzel bir zaman dilimi vardır. İç sesin bahis oynadığı; “öyleyse böyledir”in “ya öyle değil de şöyleyse”yle kıyasıya el artırdığı, henüz kimsenin kazanmadığı yahut sıçıp batırmadığı o aralık. Herkes ilgimi çekmez. Hatta gözümün önündekini görmemekle ilgili kendime has bir yeteneğim bile vardır. Ama bir hâl, bir tavır, bazen de saf güzellik… Bakarım güzele ben. Bazen sadece benim baktıklarım güzelleşir; ama çoğu zaman aura denen o elektrik çeker beni. Ondaki de galiba kuantumun açıklayabileceği bir şeydi. Dedim ya, fazla sadeydi. Bir kere götü yere yakındı. Hitler’e özgü bir nazar kıstasım vardır: önce uzun boylular, sonra kum saati bel, kalkık popo, parlayan sağlıklı saç...

Cenazeler ve Pidelerin Kollektif Bilinçteki Etkileri

Resim
 Doksanların sonları gibi anadolu da evlerinde dahil olduğu çok sayıda mekanda klozetler yaygınlaşmıştı. Kırsal networkümde bir laf dolana gelmişti tamda o vakitlerde;"Allah muhafaza erkeklerin spermlerini bıraktığı klozetlere bir hanım kız oturursa hamile kalırmış,bilmemkimlerin bilmemkimisinin kızı öyle bir gün aman töbe töbe dağlara taşlara" O klozete niye ademler sperm bırakıyorduyu ve hanım kızlarımız grip mikrobu kapar gibi nasıl kolayca dölleniveriyorduyu at bir kenara,konu kollektif hurafe ve saçmalıklar olunca mantık çoktan valizini toplamış anasının evine gitmiş oluyordu bu topraklarda. Hayat tamda burada bunlara inananlara mı daha zordu yoksa benim gibi overthhink bacılara mı bilinmez di lakin,bugün dönüp bakınca hamile kalmayı pratik edecek yaşlarda umumi vc'lerin kadın erkek olarak ayrıldığı memleketimde alaturkaya meylimin bilmemki bununla alakası nedir.Bu arada konu klozet değil.okeysek devam... Geçen bir arkadaşın annesi öldü,ameliyata diye çıkan görece sa...

Endişelendiklerim!

Resim
  Earth Abides isimli diziyi izledim geçenlerde,söylemiş miydim artık kurgu kitaplara,film ve dizilere tahammülüm git gide azalıyor.Ortalıkta dolanan popüler yapımlarda dahil buna.Geçen ay bir ergen dizisi vardı ingiliz yapımı,beyime ayıp olmasın diye izledim yoksa ilk bölümde bitti benim için.Yeminlen iki tokat çakılarak çözülecek çok şey olduğuna inancım yaşım ilerledikçe artıyor.Sen de; huysuz bir ihtiyara dönüşüyorum,ben diyeyim;hayat bir ergene arkadaşını öldürebileceği ihtimalini düşündürecek kadar özgür bir yer olmamalı.Korkmalı anlıyor musun bir bedeli olmalı.Ben çocukken Tanrının olmama ihtimalini düşünürken burulan yerlerim,yahut bir ağacın gövdesine adımı kazımak isterken beni engelleyen o karanlık korku.Bunlar din-toplum-devlet ortak yapımı stopperler değil miydi?Gerekli miydi?Bence çokta gerekliydi. Kötülükten bazen inancımız gereği(neye inandığından bağımsız),kanunların yaptırım gücünün sertliği bazende yan komşu dedikodumuzu yapmasın diye uzak durmaz mıyız?Yoksa hepi...

2079 Duygulanım Daire Başkanlığı

Resim
"Bir adet huzur alabilir miyim"dedim kasadaki elemana.Boynuna astığı renkli kartı bana doğru uzatırken "Ekstra pappınes kart üyeliği ile huzurun yanında minik boy mutluluk almak istemez misiniz üstelik sadece bir kuruş fazla ödeyerek"diye sordu.Bir kuruşun alım gücü son günlerde oldukça düştü daha geçen komşunun kızı pazarda merhametin artık taneyle satıldığını anlatıyordu hemde kaç kuruşa.Eskiden böyle miydi diye ekliyordu dinleyenlerden birisi,herkeste bol bol olurduda ihtiyaç duyana dağıtırdı.Yaşı yetenler onaylamak için kafalarını sallıyordu,yaşı yetmeyenler durumlarına göre değerlendirme yapıyorlardı,zira inançta merhamet gibi artık çok az üretiliyor çok pahalıya satılıyordu. Son yıllarda sokaklarda rahatça dolaşabilmek için ya deli olmalıydınız yahut çok zengin.Toplum içinde gerçek bir insan olmayı deneyimlemek için bir saatte en az sekiz tane duygu harcamanız gerektiğini anlatıyordu ekonomistler. Bizim gibi dışa bağımlı ekonomilerde çoğu duyguyu üretmek ithal...

Humblebragginglerden Pembeye

Resim
X'te meşhur bir gelenek vardır.herhangi bir görsel alıntılanır ve böyle bir his tarif et denir.Benim son günlerde kendini "yersiz" öven tiplere duyduğum his bknz. yandaki emoji! Kendini (d)övmeyi seven bir anadolu insanı olmam hasebiyle bir kaç kez bu hisle hislendiğim anlarda elimi belime koyarak "kız sen hasetleniyonmu yoksa" demişliğim var. Benim içses  Son yıllarda ana akım medya dizileri gibi oldu bu durum uzuyorda uzuyor.O karakterle sevmedin mi birde böylesini dene diye karakterler değişiyor senaryo aynı.Şu evrenin bana anlatmaya çalıştığı birşey mi var kısmınada baktım,baktım dediğim kişisel çöplüğümü eşeledim orada da zihnimin çoğu yerinde olduğu gibi bok püsür dolu.Birkere ben övgüyü alamayan bir insandım,kendimle uğraşmaya başladığımdan beri en azından övgü alma konusunda direnmiyorum.Yemek güzel olmuş mu dendi afiyet olsun diyorum en azından.Önceleri bir başlıyordum "yav aslında yağı az olmuşta soğan tam karamelize olsaymışta" miş mişte mış...