24 Ekim 2018 Çarşamba

Metruk Bir Aşk Benimki


Şimdi konumuz terk edilmiş yerlere evlere karşı duyulan dayanılmaz tutku.Bilmiyorum sizde etkileniyor musunuz böyle yerlerden.Benim hikayem altı yedi yaşlarımda mahallede bir ev ile başlıyor.Sanırım sahibi ölmüştü ama evin içi dayalı döşeli duruyordu.Her fırsatta bahçe duvarından atlar,sımsıkı kapalı olan perdelerin pencerelerin ardından kapı deliklerinden bir şey görebilir miyim diye delirirdim. Mahalledeki çocuklarla bir sürü hikaye uydurur bir süre sonra bu hikayeleri  kimin uydurduğunu unutur,hepsine inanır korkardık:)

Sonraları tv de yada nette karşılaştığım terke dilmiş şehirlere karşı garip şeyler hissettim.Şu dünyada en çok girmek istediğim yer Kıbrıs ta yıllardır kapalı olan Maraş (Varosha) şehri.Bilmeyenleriniz varsa nette fotoğraflarına bir bakın derim.Yetmişli yıllarda,dünyaca ünlü jet sosyetenin tatil için tercih ettiği otel ve kumarhanelerin olduğu bir şehir.Dünyanın ilk yedi yıldızlı oteli burada inşa edilmiş,bir rivayet odur ki otelin plajı için kumlar Mısırdan gemilerle taşınmış.Otelin sahibinin altın kaplama bir Royce-Royce arabası bu otelin otoparkında kalmış.Bir gün patlak veren malum savaş sonrası bu şehir olduğu gibi kapatılmış.Bankalar içindeki paralar ile,dükkanlar evler olduğu gibi.Yetmişli yılların en lüks araçlarının olduğu galerilere ait fotoğrafları bazı sitelerden bulabilirsiniz.Evler zaten ayrı bir efsane mutfaklarda tencereleri gardroplarda elbiseleri bile duruyor.Yıllar içinde evlerin ortasından ağaçlar çıksa da müthiş bir yer.Sanırım hem Kuzey Kıbrıs hemde Güney Kıbrıs askerleri tarafından korunuyor.Orada yakalanırsanız askerlerin ateş etmeleri serbest diye okumuştum.Bu tehlikeye rağmen oraya girip fotoğraflayan insanlar olmuş ve ben onların yerinde olmayı ne kadar isterdim anlatamam.Bu güzel foto onlardan birisi




Sonra Fethiye Ölüdeniz deki Kaya Köyü ziyaret etmiştim.Kaya Köy de beni çok etkileyen yerlerden.Evler,sokaklar dile gelip bana mübadele zamanının hikayesini anlatıyormuş gibi hissetmiştim.Böyle yerlerin metrukluğunun ardına gizlenen ayrı bir hüzün var.

Tüm anlattıklarımdan etkilenen okuyucuları yazının devamına alalım "ayh beni hiç sarmaz böyle şeyler"diyenler.Tükkanın önünü kapamayın annem.Dermişim.Şaka şaka:)

Gelelim asıl mevzumuza bu yaz İstanbul'da  tamda kaldığımız otel in karşısında eski terk edilmiş beş katlı müstakil taş bir bina vardı.








Malum Beyoğlu,Tarlabaşı böyle evlerin malesef harman olduğu bir yer.O kadar güzel işçiliğin olduğu evler gözleri oyulmuş canavarlar gibi karanlık sokaklardan size bakarken ister istemez Allahım neden kıymeti bilinmez diye düşünmeden edemiyor insan.Neyse ben yukarıda gördüğünüz eve ilk görüşte tutuldum resmen.Kime sorsam etsem bilemedim.Bayram tatili dolayısıyla kapalıydı etrafındaki dükkanlar.Kaldığımız yer bir zamanların 3.vakıf hanı olunca,nasıl olsa etrafın bir tane fotoğrafını bulurum diye düşündüm.Memolinin Yılan Hikayesi dizisi kaldığımız otelde çekilmiş olunca nasıl olsa eski bir görüntüsünü bulurum dedim.Tuttum atlaya zıplaya diziyi izledim.Dizinin 15.bölümünde bahsettiğim eve giriyor Memoli,tataaamm o vakitte ev bu halde terkedilmiş vaziyetteymiş.Daha da merak ettim,Yani 90 ların sonunda çekilmiş söz ettiğim dizi,en az yirmi yıldır niye boş duruyor bu ev diye iyice merak ettim,yeminlen içim kurudu.İşin garibi evden geçtim Vakıf Han ile ilgili bile bir şey bulamadım,bulamadıkça daha da meraklandım.Yattım kalktım evi düşündüm.Şehir üniversitesinin açmış olduğu e-arşivi hatmettim olmadı.Eski Beyoğlu haritalarına baktım.Mahalle adları sokak adları kapı numaraları bile değişmiş..Ara tara bir zamanlar o sokağın ismi neymiş,evin kapı numarası neymiş onu buldum.









Sonra salt arşivde arama yapmaya başladım.Salt arşivde 3.Vakıf Hanın tadilat projelerinden başka bir şey çıkmadı derken.Bir gazeteye verilmiş aşağıdaki ilanı buldum.İlandaki adres benim eve aitti.
evimizin sahibesi Gazeteye göre Cema Gülyani idi.Bu isme yoğunlaştım,İtalyan asıllı ünlü bir ressam olduğunu öğrendim.Gemma Guilaini'nin vefatı ile ilgili 1932 yılına ait bu ilan,herşeyi çorap söküğü gibi hızlandırdı.En güzeli de bu ailenin tüm evrakları mektupları,muhasebe kayıtları Salt arşiv bünyesinde.Fabiato ailesini duyanlarınız vardır belki Büyük adada "Fabiato Köşkü" bu aileye aitmiş Madam Gemma burada ölmüş. Buda ölümünden sonra İtalya Büyük elçiliğinin vasiyeti ile ilgili bir yazısı






Beyoğlu'ndaki ev,sahip olduğu evlerden sadece birisi imiş.Laf aramızda çok varlıklı bir aileymiş. Fabiato köşkü diye google dan girip taradığınızda birbirinin aynısı binlerce bilgi var.Gemma hanımın Spridon  Fabiato adında bir torunu varmış ta, köşk ismini bundan almış deniyor.Birisi sallamış herkes aynı şeyi yazmış.Madam Gemma'nın torunu değil kocası imiş Sridione Fabiato .Beyefendinin bir mezat sitesinde satışa çıkarılan bir kimliği






Bu insanların çocukları olmamış ama evlatlık bir kızları varmış,o hanımın ismi de Aurora Fabiato imiş.Aurora'nında çocuğu olmamış(sanırım bebekken ölmüş evrakların arasından italyan büyükelçiliğinin verdiği bir ölüm belgesi vardı.Çocuğun yaşını anlayamadım) varisi olmayınca ölümünün ardından Büyük adada ki köşkü bir kiliseye bağışlamış.





Sağolsun bizim yetkililer bir dönem akka tokka edip el koymuşlar köşke,yıllar içinde rezil kalmış bir dönemler elden geçmiş son durumu ne bakmadım.Şimdi bu noktada belki adadaki köşk gibi bu evi de bağışlamıştır diyeceğim.Ama yok belli bir yıldan sonra fabiato'lara ait muhasebe defterlerinde bu ev ile ilgili hiç birşey yok.Arşivdeki mektuplara salt arşiv tarafından başlıklar atılmış.Misal Ağa-hamam daki evin satışı ile ilgili diyor.İçine giriyorum yazıları okuyamıyorum,translate ile çeviremiyorum.Çünkü nerdeyse hemen hemen hepsi el yazısı yazı da değil resim mübarekler.


Resmi yazışmalar haricinde türkçe bir şey yoktu zaten.Bunlar 1935 yılında aldıkları ikamet belgeleri.




Anladığım bu ev 1940 yılında el değiştirmiş.Sahibi de büyük ihtimal bir Rum,çünkü satışla ilgili yazışmaların hepsi İstanbul ve Yunanistan arasında yapılmış.Bu kadar kaynak vardı,üstüne evin sahipleri bu kadar ünlü bir aileydi ama bunlara rağmen yine elim koynumda kaldı.Evi ailenin kime sattığını yada o dönemler çekilmiş bir tane fotoğrafını bile bulamadım.Baktım buraya kadar gelip tıkandım,ne yapayım ne edeyim derken son seçeneğim evin yakınlarında bir antikacı vardı, anladığım kadarı ile o sokağın en eski esnafı imiş tuttum onu aradım.Gayet kibar halimle çekinerek evi sordum.Sağ olsun kibar genç bir delikanlı açtı telefonu,oda niyetimi sorguladı önce alacak mısınız kiralayacak mısınız gibi sorular sordu.Yok dedim çok beğendim bir eski resmini bulsam yeter dedim araya taraya Fabiato ailesine kadar geldim dedim ama ne fotoğraf buldum nede son sahibini.
Telefonun ucundaki ses anlıyorum derken tedirgindi boğazını temizledi başladı."Sesinizden hanımefendi bir insana benziyorsunuz.Allah rızası için o evden uzak durun,lanetli o ev dedi.Kimseye hayr-etmedi bugüne kadar.Dedim yok ben sadece merak.. yarıda kesti merak bile etmeyin, eski fotoğrafını bulup ne yapacaksınız diye sordu, koyarım masama dedim.Asla dedi lanetli uğursuzluk getirir.Bu arada istemsiz güldüm.Başka birisinin sesi gelmeye başladı.Bu ev dedi telefonun ucundaki genç,bir zamanlar Rum bir kadına aitmiş,sonra Artist Mustafa diye bir herife takılmış adam bu evi bunun elinden dalavere ile almış.Kadında daha sonra Yunanistan'a gitmiş.Bu adam bu evi satmış ama bunağın tekiymiş parayı nereye koyduğunu unutmuş çocukları aramış taramış bulamamış.Dedim ya lanetli kimseye yaramadı.Sonra bir sürü şirket satın aldı tadilat edeceklerdi onlarda yapamadı edemedi bir kaç kere el değiştirdi" Peki dedim teşekkür ettim zaman ayırdıkları için.İçimin alevi biraz söner gibi olsa da şimdilik burada bir es verdim.Ben bu güzelliğin başından geçenleri öğrenip bir fotoğrafını bulana kadar bunlar burada kalsın.

Bu sokağa ait en eski fotoğraf.Görünen soldaki bina 3.vakıf han(Corinne Otel)Evimiz sağdaki evin hemen yanında ama malesef burada gözükmüyor.

Bu günkü adresi:Beyoğlu Turnacıbaşı Caddesi 30 numara
Eski Adresi:Pera Ağa-Hamam Caddesi 40 numara
Bakmak isteyenler bu cadde Galatasaray lisesinin yanından başlıyor.İtalyan lisesinin Yunan Konsolosluğunun olduğu sokak.


Bilgi ve görsellerin kaynağı Salt Arşivdir.

27 Eylül 2018 Perşembe

Alemci Kuşlar




Geçenlerde sabah bir yerden kuş sesleri geliyor ama nereden olduğunu da anlayamadım.Tövbe hayvanların boğazında hastalık varmış gibi.Neyse kocamın yaratıcı alarm sesiymiş.Kalktı kapadı geldi.
-Bu ne sesi?
-kuş sesi
-akşamdan kalmış senin bu kuşlar
-nasıl yani?
-böyle kuş sesi mi olur ya?
-geçen sen rahatlatıcı ses uygulamalarında dinliyordun ya
-hacı benimkiler gerçek kuş sesiydi
-benim ki ne?
-şimdi yeşil örtülü kahve masası hayal et-ettin mi tamam.Bu kuşların göz altları siyahlaşmış,ayağında yumurta topuk, birinin elinde tespih  hah işte senin kuşlar öterken aynen bu geldi gözümün önüne
-nasıl bir ruh hastasısın? beş dakikada şunu yazdın.Harcamışın kendini,senaryo yazarı olacakmışın.
(Ben pis bir insanım sabah kendi dahlim dışında uyanınca daha bir pisleşirim.)Gülerek kalktım
-çay koyayım madem
-koy madem
-içeriz senin alemci kuşlarla


21 Eylül 2018 Cuma

Gıybet Time!


Bu yaz dedikodularını kayıtlara geçiremeden güz geldi ya.Çekil biraz kenara birde içecek bir şeyler hazırlarsan başlıyorum.Şimdi ilk konu sosyal medya ve gerçek hayatlar konusu hani hayaller-hayatlar muhabbeti.Yok çok aktif değilim,bir instagram hesabım var orada da mis gibi sevdiğim hesapları takip ediyordum gel zaman git zaman bir iki aileden arkadaştan takipleşenler oldu.Hadi onlar neyse de biraz karıştırınca ortak tanıdıkları görmek birkaç saniyeni alıyor.Tamda bu yüzden sileceğim sanırım hesabı.Şimdi Seren Serengil akşam hayatının en berbat gecesini yaşamış sabahında sofradan şükür sebebim+kalp aşk+kalp paylaşımı yapsa bakar geçersin.Ama misal teyzemin kızı evine haciz gelmiş sabahında evinin en güzel köşesinden fotoğraf koyup Rabbim ne şenim paylaşımı yapınca hönk oluyorsun. Abartmıyorum sosyal medya benim tanıdığım bildiğim insanların etrafında böyle kendini kandırma oyunlarının açık gişe oynandığı bir yer oldu çıktı.Ha boş zamanım yok Allah'tan girip tek tek bakmıyorum.Ama bir yerde dönüp dolaşıp önüme düşüyor.Geçenlerde annemle gıybet konularımızdan birisi,tanıdık birinin kardeşinin bilmem nesiydi,bu kızımız daha yirmili yaşlarında iki-üç yaşlarında çocuğu  var.Çocuk yaşlarda evlenip üstüne çocuk yapanlardan.Meğer kocası bunu dövüyormuş annem ilk söylediğinde şok oldum.Çocuk yaşta aşık olup ne yeriz ne ederiz muhabbetine uzaktan el sallayıp,şuursuzca çocuk yapan üstüne bir tane aklı başında büyüğün -durun çocuklar siz ne yapıyorsunuz? demediği orta çağ trajedisinde gelinen nokta buymuş.Hadi geçinememek kavga gürültü olabilir ama dayak konusu beni sarstı.Ortak bir tanıdığımızın fotoğrafının altında yorumunu görünce dayanamadım profiline baktım kapalıydı profili ama isminin altında kendini şöyle tanımlamış "Gülizarnurun annesi/Kemalinin kıymetlisi".E bu Kemal seni dövüyormus.Aslında böyle olaylara gülüp geçmeli ama ben yapamıyorum üzülüyorum.Bu huyumdan da nefret ediyorum.Başına ne gelirse gelsin beni hiiç alakadar etmeyecek insanlara üzülmek aptallık bi yerde ama huy işte.Daha üniversite yada dershane sıralarında lak lak yapacağı yaşlarda,kaynana evinde dayak yiyip çocuk büyütürken bu arada kendisi de büyüyen bir kız çocuğu.

İkinci konumuz yine bir kimselerin kızı.Hanım kızımız iki yıllık bir üniversite bitirip uzunca bir zamandır evde görücü bekliyormuş.Gelen görücülere maaş+ssk+malvarlığı sorularını sıralıyor.Bu arada babasının maddi varlık beyanını verirken,muhatabına önümüzdeki on yılda yapmak istediklerini sıralayıp bunları maddi anlamda karşılayabilir misin?Hadi karşıladın özgürlüğüme karışacak mısın minvalinde sorular sorup elemesini tamamlıyormuş.Yok anlamadığım kızı tanıyorum, tip desen yok,ağzını açsa konuşmayı bilmez.İşi gücü yok "yok Allah yok" bir tip.Kimse demez etmezse bile hiç aynaya da mı bakmaz anlamadım.Kızın profiline baksan,sufilikten geçilmiyor,Bir hırka bir kuru lokma.

Geçen arkadaşlardan birisi eltisinin tatil fotolarını gösteriyordu,ha birde bu var,olmadığın mecralarda yada takipleşmediğin insanların sosyal medya paylaşımlarını "şuna bak" diye gösterebiliyorlar sağolsunlar.Buna dolaylı gıybet diyoruz.Günaha direk değil dolaylı yollardan katılım sağlandığından:)
Bu tatlış hanımda kocası ile denize karşı sarılmış "aşk+huzur+deniz" yazmış.
Arkadaş ta demez mi "yok adamın evde ümüğüne çöktüğünü bilmesek,poz on numara" diye.İşte böyle,bu liste uzar gider.Şimdi evlenmemiş çocuk yapmamış toplumuzca tırnak içinde eksik kalmış insanlara burada koca bir ibret var.Sakın ola bu çizilen pembik tablolara aldanmayın-hasetlenmeyin-üzülmeyin.
Özet olarak "Sensiz nefes alamam" diyen instagram kocişkoları eve gelmeden baya bir sunni tenefüs yapıyorlar....

5 Eylül 2018 Çarşamba

İSTAANBOL

Ah istanbol istanbol olalı diye  söyleyince ses uyumu daha hoş oluyor benden tavsiye.2018 yılı tatil planında her kafadan ayrı ses çıkınca çeşitli beklentileri ortak potada eritmekte üstüne olmayan bu şehrimiz kazandı yine.Bir kere kokusu yok mu o koku, nasıl oluyor bilmiyorum ama insanın burnunda tütüyor.İlk gittiğimde defalarca gideceğimi bileydim ayaklarımı hunharca patlatmaz üç beş ziyaret noktasını ötelerdim bilemedim.İstanbul'da ömür geçirmiş bir insanın bile görmediği kadar yerini gezip görmüşümdür belkide.Bu sefer anlattığım hallerden ötürü gezilecek 1586 yer konulu program yapmadık.Üstüne bin kerede söyledim sıkılgan ev erkeklerine "Bana bulaşmayın Karaköy'de bir banka oturup sekiz saat karşıya bakıcam"ee ertesi gün dediler"Ertesi günde bebek parkından karşıya bakarım"dedim.Tam olarak sermeye gitme niyetindeydim.Öylede oldu aslında.Öncesi daha yorucu oldu yine, otel bul,bütçe-konfor analizi yap.Kahvaltı olsa süper olur kahvaltıda çay makinasının anasını ağlatıcaz(N'apalım içkimiz yok kumarımız yok bi çayımız var) lokasyonu iyi olsun arabasız gideceğiz toplu taşımalara yakınlığı önemli derken bin türlü ihtimal ve seçenek arasında gitmeden yoruluyorsun.Geç üstüne bir de dolar patladı ve her düşünerek geçirdiğimiz gün otel fiyatlarında artışa sebep oldu.En son gidişimizde booking.com henüz ülkemizde yasaklanmamıştı.Çok tatlı bir oteli kelepir bir fiyata kapatmıştık.Bu yıl bir gecelik ücreti önceki yıl beş gün konaklama bedeline tekamül ediyordu.Eğer yolunuz düşer fiyatı da bütçenize uyarsa bu oteli deneyimleyin muhakkak.Kağıt peçete yoktu otelde öyle bir elitlik:)Sabah omletini garson masaya koyarken o koton servisleri alıp bağrıma basasım geliyordu.Seviyorum ben detayları.Birde otelin kokusu bazı firmalarda olan kurumsal denen koku,Paşabahçe ile yarışır diyeyim siz tahmin edin.Bu arada bir zamanların Balıklı Rum Hastanesi imiş tarihi bir dokusu da var.
Öyleyken öyle olunca  bu yıl trivago'da baya bir mesai harcadık ama neyi keşfettim biliyor musun okuyucu ister filtrelerden bölgeyi belirle,istersen bütçeni ,istersen kaldır at hepsini iki kilometrekarelik alanda otel aradığım oldu,defalarca aynı oteli getirip burnuna sokuyor.Nasıl bir mantıkla bunu yapıyor sen yorumla.Taksim otellerine günlerce baktık hem alan olarak hemde bütçe olarak sınırlı aramalar sonucu karşımıza çıkan tüm otellerin adını fiyatını ezberledik neredeyse.Ne zaman neredekal.com gibi farklı sitelerde gezdik Allah Allah dedik böyle bir otel mi varmış.Döndük trivagoya e günlerdir aradığımız sınırlar içinde,bütçe olarak otel türü olarak tamda bizim aradığımız yer.Ama ne hikmetse site önümüze çıkarmıyor.Kendi sisteminde kayıtlı olmasına rağmen.Aman siz siz olun farlkı yerlerden arayın tarayın.Trivagodaki fiyatlara aldanmayın birde otel ile iletişime geçin.Misal biz 10karaköy'e rezervasyon yaparken oteli aramıştık çok yüksek bir fiyat söylemişlerdi döndük bookingden daha uygun bir fiyata yaptık rezervasyonu.Bu gidişimizde otel daha uygun bir fiyat verdi üstüne trivagoda standart odanın fiyatından daha ucuza corner deluxe denen daha büyük daha manzaralı bir odasında konakladık.Bu sefer kaldığımız otel hemen galatasaray lisesinin dibindeki turnacı başı caddesindeki Corinne Hotel di.Ben bilmiyordum bilen bilir memoli'nin belgin ablanın yılan hikayesi dizisindeki evleri Mimoza Apartmanı.Zamanın önemli mimarlarından Mimar Kemalettin tarafından 1911 yılında 3.Vakıf Han olarak yapılmış çok güzel bir bina.Odalar şık 2,5-3 metre tavanı vardı eski binaların en çok bu yanını seviyorum ama gel gör ki 10karaköydeki garsonlar burada yoktu.Değil koton peçete masaya ıslak mendili kalkıp bir zahmet kendimiz aldık.İlk gün ikramımız diye koydukları su şişesini ilk günden sonra görmedik ki bunların ilk günden sonra koymadıkları su pet şişeydi 10 karaköy'de cam şişeydi neydi detay önemli.Mutfakta ve temizlik birimlerinde çalışanlar Türk değildi ve yüzde doksan otelcilikle yakından uzaktan ilişiği olmayan kişilerdi.Eğer ki ufukta İstanbul gezisi varsa kaynak olsun.Banada online günlüğümde bugün gereksiz ama dönüp beş sene sonra okuyunca hoş anılar silsilesi olsun diye yazdım devamı elbet gelecek daha taksim merkezli İstanbul dedikodusu yapıcaz inşallah maşallah Corinnenin fotoları ile veda ediyim.Ha unutmadan Atatürk'ün mektup arkadaşı Madam Corinne den almış otel ismini















31 Ağustos 2018 Cuma

Sen Sakarlık De Ben Nazar




Dokuz günlük bayram tatilinin altı günü İstanbul da geçti,haliyle yeni kendime gelecektim cancanlı İstanbul dedikodusu yapacaktımki geçen
sabah en aptal olaylardan biri geldi başıma.Site kapısından benimle beraber çıkmayı bekleyen araç yolun boşalması ile bir anda hareketlendi  o an bende onun geçmesini bekliyordum kaldırıma geçmek için,bir anda ardına başka  bir aracı çekmek için bağladığı halat ortaya çıktı sanırım beklerken gergin değildi zaten benim ardımda kalıyordu fark etmedim,hızlanması ile halat gerildi ben arada kaldım bacağımın yanından vurarak ayaklarımı yerden kesti.Dirseğimin üstüne ben diyeyim bir kuğu gibi sen de kurbanlık dana gibi düştüm,elimde müzik dinlediğim telefonum vardı,plastik kılıfım düşmenin şiddetiyle ezilmiş kulaklığın telefon girişi eğilmiş ve şans eseri kolum sadece berelenmiş. Her şeyde bir şükredecek taraf bulan gariban yanım ikinci araç beni ezmedi diye seviniyor içten içe.
Olayı fark edince araçtan fırlayan şoför
-abla bir şeyin var mı diye geldi.
içimden
-ablalar götürsün seni öküz dedim
dışımdan
-yaptığınız iş mi ya bi koy git dedim,üstümü başımı çırparken.

 İki tane çocuk önümden yürüyordu onlarda çok korktu iyi misin diye koşarak geldiler.Birazda onları ürkütmemek için ağzımı bozmadım.Buda sakarlık tarihime pırıltılı harflerle yazdıracağım bir olay olarak geçti.Tatilde İstanbul'da vapurdu yokuştu ay düşmeyelim oğlum dikkat et diye diye altı gün geçirip insanın kendi sahasında böyle bir şey olması ayrıca enteresan oldu.Yolda yürürken fırtınadan çarpan pencere camının kırılıp hemen arkama düşmüşlüğü de olunca top 10 da bir numarayı zorlamaz ama ilk beşe girer gibi.
Bunlar işte başkasına göre sakarlık bana göre hep nazar,elin gözü taşı deler der Anneciğim:)Anneler hiç boşa konuşur mu?Bende analık şeysimle -Gözü olanın dötü çıksın diyeyim bari

17 Ağustos 2018 Cuma

Mim by Applesodaa



Apllesoda yazmış yönetmiş aahah gülerek okudum soru ve cevapların hepsini.Kendimi de mimlet tim bende başlıyayım öhö öhö
 

1. Elinde hangi sihirli güç olsun isterdin? 

Bazen kafamdan geçenleri hiç uğraş vermeden gerçekleştirsem süper olurdu.İşten gelince dolapta zeytinyağlı fasulye bulmak gibi küçük şeylerde olabilir,bi yerde ihtiyacı olan insanların yardımına koşabilmekte.Enteresan ayşe kadın fasulye aşkımla super woman fantezim açık ara önde,bak bende şimdi öğrendim.


2. En çok şaşırdığın tarihi eser neydi?

Tarihi eser fetişi bir insana sorulacak zor soru,İstanbul'un her yeri derdim ama tek seçenek olacaksa Ayasofya olur sanırım.İsa Meryem konulu süslemelerin yanında İslamiyet motifleri,kokusu ve ihtişamı bana ilk gördüğümde motoru yaktırmıştı.

3. En sevmediğin insan tipi?


Hepimiz ölüyoruz..Bunu en sevdiğin olarak değiştirebilir miyiz moderatörüm eminim daha kısa sürer.Kendini bir şey sanan insanlardan nefret ederim.Bir şeyin altını yırtarcasına karalıyorum,ne sandığı önemli değil "bir şey" o kadar.Çünkü biz hiç bir şey değiliz.Bunun farkında olduğumuz sürece çabalarız,okuruz,ararız.Tamam oldum dediğin an kibrin cehaletle el ele verip seni durduğu yerden başlarsın.Gittiğin yer içinin karanlığı olur.Ölünceye kadar insan olma çabasını bırakmayacak insanlar sevilmeyi hak edecek nazarımda.Ama daha ona ayrılan sürenin ilk yarısında,belki makam mevkisi ile belki soyu sopu ile neye dayandırdığı da hiç mühim değil kendini diğer insanlardan üstün görüp bunu içten içe yaşayan veya alenen dışa vuranlardan nefret ediyorum.Belediye başkanı olsam bilboardlara "hepimiz ölücez ve o pamuğu sana da tıkayacaklar"yazmak isterdim.Bunun mesnevide sanırım başka bir anlatımı vardı.Boş başaklar kafalarını hep dik tutar diyordu sanırım yada buna benzer.Bu konu çok su götürür cinsten bende ölümüne eleştiririm insanları ama bunu kendi kimliğimi cilalamak için yapmam burada çok ince çizgiler var.Şeytan ayrıntıda gizlidir lafını severim."Kendi kimliğimi cilalamam" derken bile kibirim etraftamı diye bir yokladım.Yok valla olsa silerdim o cümleyi:)

4. Obsesiflik derecesinde takıntın var mı?

Garip seslere duyduğum şey takıntı sanırdım ama o bir hastalıkmış yeni öğrendim sayılır "Misophonia" ağız şapırdatmadan sivrisinek vızıltısına kadar uzayıp giden bir liste

5. Başkalarının kötü ama senin iyi saydığın, sana ait bir özellik söyle.

Kim ne der diye yaşama hallerini sözel olarak ve yaşayarak ölümüne reddetmemi ebeveynlerim hiç sevmedi.Evlendim eşimin ebeveynleri de sevmedi.Ama otuz beş sene sonra dönüp bakınca zorlansalar da kabul ettiler.Belki benim bir art niyetim olmadığını anladılar.İçimden gelen şeyleri yapıyorum,sadece sevdiğim insanlarla görüşüyorum.Kan bağı varmış diye bir insanı sevmek mecburiyetinde olmadığımı sevginin kimlik kartındaki soyadı ile kişiden kişiye geçmediğini herkes anladı sanırım.Anlamadılarsa da çok umurumda değil seviyorum bu huyumu.

6. En çok hangi özelliğin kıskanılır?

Bilmem kıskanmak mı yadırgamak mı özenmek mi bilemem ama yukarıdaki haller olabilir.

7. Kız arkadaşların seni sevgililerinden kıskanır mı? Ya da böyle bir şey sezdin mi?

Yok arkadaşların hepsi on küsür yıldır evli kocalarını kıskanmıyorlar ki beni onlardan kıskansınlar:))10seneden sonra halka arz ettiler gibi bişey


8. Yeniden doğdum dediğin an?

Büyürken belki,ilk aşk ilk hayal kırıklıkları,o zaman için kendime göre çok büyük acılardan "Yine ölmedim lan" diye çıktığım anlar.Şimdi Yıldız Ablanında dediği gibi  "VURSALAR ÖLEMEM"

9. Şu dünyada en çok sıkıldığın ortam?

veli toplantısı altın gününü her türlü döver.

10. En son okuduğun kitap?

Taze bitti Orhan Pamuk-Kafamda Bir Tuhaflık


kafamda bir tuhaflık ile ilgili görsel sonucu











11. Yanından ayırmadığın 5 şey?

Kredi kartı,sigara,el kremi,telefon.dudak balmı olsun dörtte bırakmışım

12. Son zamanlarda en çok dinlediğin müzik tarzı?

90lar yerli poptan sıkılınca,soft rock desen değil popumsu.adını da bilmediğim tür.Cem Adrian.Hande Mehan,Fikri Karayel,Can Güngör playlistimdeki isimler.

13. Asla bitmesini istemediğin ama final yapmış bir dizi?

Aşkı Memnu,Firdevs Yöreoğlundan daha çok öğreneceğim şey vardı.Saygıyla anıyorum.

14. Çocukluğunu hatırlatan bir koku?

Boya kokusu=Babam

aha en çok güldüğümü es geçiyordum az daha

15. Diyelim ki reenkarnasyon var ve sen bu dünyada ikinci hayatını yaşıyorsun. Sence ilk hayatında neydin?

Kamyon şöförü. :) demiş applesoda bende bende.Yani nasıl anlatayım bir arabesk tutkum varki anlatamam.Herkes entellektüel gelişimini tamamladıkça dinlediği müzikte evrilir tamam benimde evrildi çook geniş bir yelpazeden hakikaten zevk alarak besleniyorum ama diğer tarafta arabeske her geçen gün tabiri caizse tutuluyorum.Müslüm Gürses Ferdi Tayfur otuzumdan sonra keşfettiklerim,Şimdi bir kireç lekesi vardır hani diğer deterjanlarla ovarsın falan olmaz,o kireç çözücüyü sıkarsın foşş diye siler süpürür ya.Arabeskin ruhumda yaptığı tamda bu.Birde bence bu müziğin değerini yalnızca uzun yol şöförleri anlar diye bir duygum var.Bende kamyoncuydum başka açıklaması yok bu şarkı da tüm kader mahkumlarına ve uzun yol kaptanlarına gelsin:P

Kamuran Akkor-Bir Ateşe Attın Beni 
Ferdi Tayfur-İçim Yanar

14 Ağustos 2018 Salı

Mobilya Boyama DIY




İhtiyacınız olan biraz gözden düşmüş bir mobilya bir fırça biraz boya ha bolca zaman ama iş uzun sürdüğü için değil usul usul tadını çıkartarak yapmak için yoksa biraz aşağıda gördüğünüz iki adet sehpa kuruma sırasında beklediğim zamanı saymazsak yarım satte bitti.Boya cadence in multısurface boyalarından 10-12 liralık en küçük boyu kafi geldi.Vernik atmadım çünkü arkadaşım eskimiş görüntüyüde seviyordu zamanla eskisin istedik.Salon sehpasıydı,yatak odasına başucu sehpası oldular çokda güzel oldular yeşilin enerjisi
İlk hali buydu


iknci katta biraz kapanmamış yerleri vardı
üçüncü kat sonrası oda ışığında çekilmiş hali




10 Ağustos 2018 Cuma

Doları olanlar onlıne mı?

Çok bombastik bir ülke burası.Günü gününü tutmaz heyecan adrenalin ne ararsan var.Sadece dolar muhabbetini takip edeyim dedim, bilinçli bir şekilde haber izlemiyorum da neyse of üç günde yaşlandım yeminlen.Yok ne kadar ekonomi oku şu bu olsun muhabbeti getirip en sonunda zenginin malı züğürtün çenesini yorar lafı ile sonlandırıyorum ya.Hasta oluyorum kendime.Bir sürü konuda olduğu gibi bu mevzuda da içimdeki şükriye teyze alıveriyor mikrofonu eline:P
Ama bende haklıyım kız öyle deme bak Berat Albayrak yeni ekonomi paketini açıklayacak dediler öğlen açtım tv yi.Ne dese dolara nasıl etki edecek? Kaynıyor ortalık,ekşiye baktım gündemde en az on başlık dolar ile ilgili diğerleri hükümet ve ekonomi ile ilgili filan.Ne diyordum ha Berat Albayrak konuşuyor uçucaz kaçıcaz merkez bankası şu bu.Anam oturanlardan biri ferit şahenk
diğeri güler sabancı berat falan duyulmaz oldu kitlendim resmen aklımda deli sorular bunların çok doları vardır şimdi ne kadar çok acaba.
Gözlerim şahenkin keli gibi parlıyor şilink $ şilink$
Fesatlık genlerimizde var sanırım değilse uyarın.
Arada Berat'ın ikibin lira maaşın var beş bin liralık ayfon alıyon derken genizden hırlayarak konuştuğunu duyuyorum .Noluyor benim şükriye teyze beratın içine mi kaçtı oluyorum bi an.Ekşideki ergenler ekonomi profesörleri gibi eser gürlerken,ülkenin ekonomi maliye bakanının mahalledeki teyzeler gibi beşbin liraya ayfon dediği dakikalar kesişiyor o an dağılıyor sorular sonra bu koyunları görüyorum gülüyorum.Bol gülmeli bayramlar olsun...

2 Ağustos 2018 Perşembe

Bizimki Yürek Yorgunluğu

görsel:pinterest




Bazıları var,onlar dünyaya bir renk katmak,birinin hayatına dokunmak ,sahipsiz sevgisiz geçecek bir ömrü tatlandırmak için gelmişler.Bunları yaparken insan olmanın hayatın doğanın kıymetini biliyorlar.Bir dertleri var o insanların düşünüyorlar ben neyim,dünyaya niye geldim diyor her gün sorguluyorlar belki.Tüm derdi insan olmak tek çabası bu.Mevkisi milleti,dini ikinci planda bu insanların insan olma kısmına ömürlerinin büyük bir dilimini feda ediyorlar.Kim bunlar derseniz eminim etrafınızda vardır,umarım aynaya baktığınızda karşılaştığınız yüzün sahibidir.Ben çoğu zaman kolayca tanıyorum onları,gözüne bakıyorsun ve o ışığı görüyorsun,istersen diline dinine yabancı ol.O o kadar tanıdık o kadar gerçek ki geri kalan lafı-güzaf.
Emin olmak için biraz mesai harcamak gerekiyor kimi zaman,zira etraf oyuncu dolu.Neydi birinci kural "insanlar her zaman göründükleri gibi olmayabiliyor".Yazdın mı bunu aklının bir köşesine tamam oradan dümdüz ilerle,laf lafı açar.İnsanın ağzı yüreğinin kapısıdır derler dememiş te olabilirler ben uyduruyorum bazen böyle şeyler:)o ağzı ne kadar boyasa,tatlı laflar kondursa da dilinin ucuna.Bir süre sonra yüreğinde pislik varsa kokusu geliveriyor burnuna.Müneccim olmaya hacet yok azıcık kıvama geldiysen hemen tanıyorsun.Bu azıcık kıvamda ayrıca bir konu,eser miktar kazık yemiş,hayal kırıklığına uğramışsan bir o kadar o kazığın türevlerinin yenişini izlemiş isen üstüne bunlara kafa yormuşsan tamam tatlım sen olmuşun.

Birde diğer türler var.Enerji emici vampirler diye niteliyorum ben onları.Dünyaya yeme-içme-sıçma  amaçlı gelmiş tam niye geldikleri konusunda fikri olmayan bir canlı türü.Hayata bir şey katmamış,hayatta ona bir gram bişey katmamış.Tabiri caizse sığır gelmiş sığır gidecek denen tür.(Tüm sığırlardan özür diliyorum sütlerini helal etmeseler gün göremeyiz zira)

Küçücük bir çocukken yada biraz daha büyüdüğüm dönemlerde çok çeşitli insanlar var sanırdım.Sinirlisi,şakacısı,kıskancı,cimrisi,paronayağı falan filan...Yaş otuz beş oldu ve buradan şöyle bir bakınca insanlar aslında iki grup birincisi bahsettiğim hayata birşey katmak için gelenler ve diğeri hayatı tüketmeye gelenler bknz:ye-iç-sıç team.Diğer saydıklarım kıskançlık,sinirlilik falan karakter değil huy denen birşeymiş öyleki bu iki grupta da rastlanılabilecek bir  nevi alt tür.

Etrafında bir sürü insanın olduğu kahkahaları ile yeri göğü inleten bir insana uzaktan bakınca ergenlikte belki beni büyüleye biliyordu ama şimdi değil.Önce onun hangi gruptan olduğuna bakıyorum.Eğer ilk gruba dahil bir insansa okey ama ikincisi ise bknz:ye-iç -sıç team muhakkak olduğu topluluktan nemalanacağı bir şeylerin peşindedir.Ya tam durduğu yerde kendisini tatmin ederken bir kaç insanı ezikleyip diğer yancılara kahkaha malzemesi yapıyordur.Yada başka bir menfaati vardır.İnsan olamadığı bunun için bir gailesi olmadığı için önce soluduğu havayı sonra etrafındaki dümbüllerin vaktini boşa harcıyordur nasıl bir mecburiyetten olursa olsun bu ortamlarda buharlaşarak uzaklaşıyorum.Tam tersi de mümkün oluyor bazen daha kenarda silik belki etrafça iteklenmiş gibi duran insanlar gerçekten göründüğü çerçevedeki gibi mi?Yoksa görünen yalnızlık etraftaki çamurdan kendi kabuğundaki incileri koruyan birisinin bilinçli seçimi mi.Dediğim gibi dışarıdan albenisi olmayan bu kimseler eğer ki ilk gruba dahil insanlar ise onları ıskalamamak çok doğru olur.Böyle insanlar inanın ilk resimdeki kalabalıktan daha çok eğlendirir sizi,bişeyler öğrenirsiniz,Dünyanın en agresif insanı olabilir yada en titizi takıntıları belki kim bilir asosyaldir.Zaman harcamaya değer o kabuğun bir köşesinden incilerini görmek için yaklaşın. Dediğim gibi aslolan karakterdir.ve inanın insan olma çabasındaki her insanı keşfetmesi çok güzeldir.Burada bir özeleştiri yapıyım ben yapıyor muyum cıkks.İnsanları tanıdıkça insanları tanımaktan vazgeçtiğim yaşlarımdan yazıyorum bunları.Eskisi gibi korkmuyorum insanlardan belki ama sevmiyorum da artık.Sadece tanıyıncaya kadar yerli yersiz bir heyecanım oluyor sonra onu bulduğum yere nazikçe bırakıyorum.Çabalamıyorum size dediğim gibi ne incileri görmek için nede diğer gruptan çıkınca ağzının payını vermek için.Niye hımm şöyle özetleyeyim bir gün "Nasılsın nene hasta mısın diye seslenen torunlarına "Bizimki hastalık değilde yürek yorgunluğu"diyen bir teyze hatırlıyorum.İşte Öyle...

Yalnız Ölmiycem Dimi

6 Temmuz 2018 Cuma

Baharat Bakliyat Kavonozu (DIY)

Nedense standart baharat kavanozları hiç yetmedi bana malum sınırlı sayıda oluyor takımlar,
genellikle altılı ,niye onuda çözemedim her evin mutfağında en az on çeşit baharat vardır.Baharat zengini bir ülkeyiz sonuçta.Ben gibi eminim sizde öylesinizdir bayılırım yemeğe kattığı aromaya.Kullanım açısından baharatların üstünde isimlerinin yazması ise büyük kolaylık.Birbirine şeklen benzeyen bir sürü tür var.Gıda malzemelerinin muhafazası konu olunca cam en sağlıklısı birde şeffaf olursa baharatlar rengarenk tadından yenmez:)İşte benim baharatlık standartlarımın fazlalığından mütevellit bir arayış içindeydim.İkea'nın şeffaf saklama kaplarını gerçekten çok beğendim mika denen şeffaf bir ürün



ama en miniğinin fiyatı 12.99 bunu bakliyatlarla kombinleyip büyüklerini almaya kalksam hayli bir miktar tutacaktı,bende ileri dönüşüm yaptım tabiri caizse.Evde atmaya kıyamadığım küçüklü büyüklü nutella kavanozları vardı.Pinterest'te beğendiğim etiket çerçevelerinden birini seçip içine baharat ve bakliyatların isimlerini yazdım.Yazıcıdan aldığım çıktıları dekopaj tutkalı ile yapıştırdım üstünü cadence marka ya ait su bazlı vernik ile vernikledim.Sanırım makinede yıkamam o kadar dayanıklı gelmiyor.sonuçta verniğim su bazlı elimde yıkayarak kullanırım.Hepsi bu kadar yapmak isteyenlere kolay gelsin...


15 Mayıs 2018 Salı

Alekta movik movik...!

Niyet ettim son veli toplantısına deyip girdim geçen gün.Konu veda gecesi hazırlıkları.Nasıl oluyor bilmiyorum defalarca aynı soruyu aynı kişiye  mütemadiyen aynı kişiler sorabiliyor.Bunu dört yıldır düzenli yapıyorlar.İşin fenası sonsuza kadar yapabilir gibi duruyorlar
               Hocam niye çocuklar koyu renk pantolon giyiyor-kızlar etek giyse olur mu?
Tam bir tur dönüyor bitti gibi oluyor.
           Beyaz pantolon olsa olmaz mı-kızlar pantolon giymese ne olur?
Haydaa!orayı geçmiştik ablacım diyesin geliyor .Tek watsupsız anneyim ve duyduğuma göre en az bir aydır bu konuyu tartışıyorlarmış onlıne ortamlarda:)

İlkokulun en zor yanı "veli".Sınıf annesi denen kişi gözümde keşiş gibi bir şey.Parmakla dürtesim geliyor bazen,sen gerçek misin diye.
Kendimden utanıyorum bazen bu asosyal hallerimden .Geçen gün kermesleri vardı.Bir tepsi börek sarıp yarım gün orada takılan anneler oldu.Ben hayal ederken daralırım diye düşünmedim bile.Maddi yardımda bulundum:)Kılıfım hazır "ama ben çalışıyorum"yalan.yani değilde bahane.Yine geçenlerde şehir dışına günü birlik bir tur düzenlediler.Çocuğu alıp başka bir şehre kaçırdım.Ben seni daha iyi yerlere götüreceğim bahanesi ile.Genel olarak baktığında hümanist bir yanım yok değil fekat ya-pa-mı-yo-rum.Tahammül edemiyorum.Bu yüzden kendimi suçlasam da,ruh sağlığımı stabil tutabilme adına bu standardı sürdüreceğim gibi görünüyor.Okul zamanlarında herkesin tanıdığı birisiydim çok samimi olmasam da hal hatır soracak seviyede sosyal olduğum zamanları hatırlıyorum.Yine sonuna kadar saçmaladığım dostlarım mevcut eve kendini kilitlemiş bir meczup canlanmasın gözünüzde.Ama deplasmanda olduğum sözüm ona bir organizasyon sebebi ile bir araya gelmiş beni şartların itelediği topluluklardan haz etmiyorum.Bknz düğün-altın günü -veli toplantısı.Ortaokulda daha azalır diye ümit ediyorum bu tarz toplaşmalar.Lise de biter değil mi? hadi inşallah.
Akşam veda gecemiz vardı.Yine birbirimizin sırtı konulu kısa filmler çektik.Sahnedeki çocuğu görüntüleme adına.Erkek çocuklar koyu renk pantolon giymişlerdi kızlar kafalarına göre giyinmişlerdi.1586 kere sorup kendi bildiğinizi yapmışınız yok yapacaksınız niye beyin açıyorsunuz anestesiz, demek isterdim ama .Bir şey var ya orada beyin ile dilin arasında bu lafları tutan bir mandal hah o mandaldan hep :))Mandal lazım mandal önemli.Mandalı kullanırsan toplum seni kendinden birisi olarak tanımlıyor.Değilse Bakırköy de tam zamanlı konaklamak zorunda kalıyorsun.Bazen hangisi daha iyi diye kıyasladığımda oluyor.Ben anneyim sorumluluğum var ama benden size tavsiye "İmkanı olan delirsin"

       

1 Mart 2018 Perşembe

DO İT YOUR SELFGİLLER Vol1:çelik kapı boyama

Bazen instagram paylaşımı çok daha kolay oluyor.Mobil blogger uygulaması yok değil mi?olsa iyi olurdu sanki ,çek paylaş durumlarında. Yoksa uzun iç dökmelerde telefonun tuşları fıtık eder insanı.Dombik parmaklarım olmamasına rağmen zorlanıyorum bir şeyler yazarken.Neyse konumuza dönelim.Konumuz çelik kapı boyama ihtiyaç listesi şöyle

1-Su bazlı boya (Ben cadence multisurface 500 ml kullandım)
2-Sünger Rulo Fırça
3-İpek Fırça






Malzemeler hazırsa kapımızı silerek tozdan arındırıyoruz.Boyanın üstünde sulandırma ve katlar arası bekleme süreleri ile ilgili talimatlar mevcut.Özellikle katlar arası bekleme süresini atlamadan uygularsanız yaptığınız boyanın tutunmasını ve sağlamlığını arttırmış olursunuz.İlk kat ala bula saçma bir şey olacak korkmayın ikinci kat biraz daha iyi üç ve gerekirse dördüncü kattan sonra sonuç mükemmel olacak.Ben vernik kullanmadım eğer vernikler iseniz taş gibi olacaktır.Ben beş aya yakın bir süredir kullanıyorum malum kış geldi fitillerin etrafı is toz oldu,nemli bezle kolayca temizledim.Sert bir darbe alırsa illaki çizilir,orjinali bile böyledir.Rötuş yaparım diye verniğe üşendim.Şimdilik sıkıntı yok.Altta görselini ekliyorum.Ben 500 ml boyanın hepsini kullandım olsa bir kat daha atardım kasanın iç kısımlarında dalgalı yerler kaldı.İnşallah önümüzdeki yaza bir kat daha geçeceğim üstünden.Size kolay gelsin

Boyama Aşamaları







                                                         














renk konusunda cesur örnekler pinterest'ten kapıların güzelliği kalp ben:)


27 Ocak 2018 Cumartesi

24 Ocak 2018 Çarşamba

Stres Çarkı-Çark Stresi

     

 İlkokul bire başladığı günlerdi.Cuma günleri kantin günü demişti öğretmeni iki lira harçlık vererek,alışveriş etmeyi,kantin önündeki ezici kalabalığı yararak kantinciye ulaşmayı becererek anaokulunda verilmeyen ama toplum içinde edinmesi gereken yeteneklerle donanacaktı.Bu arada kantin dediğim,protez vampir dişi satılan bir yermiş.Varın  siz tahmin edin gerisini.Benimki bu minvalde lüzumsuz oyuncaklardan dört tane alıp gelmiş bir gün.Yok bir tanesine de tepki verirdim lakin ilk önce neden dört tane aynı oyuncaktan aldın evladım diye sordum.Cevap gelen günlerin haberciydi. -Bu oyuncak elli kuruştu kaç tane alacaktım alla alla dedi.Hiç beklemediğim yerden gelmişti cevap. Allahım bu çocuğun anası babası harcadıkları paranın marjinal faydasını hesaplayan bir mesleğin neferleri.Neydi terzi miydi o kendi söküğünü dikemeyen.Hay bin kunduz...Sonraki günler tehditle falan kantinden uzak tutmaya çalıştım.Leblebi tozu nedir arkadaş yok leblebi yese anlarım da.
             Bi ara para vermedim çok istiyorsan kendi kumbarandan alırsın dedim.Paranın kendi kumbarasından çıkması ile benim cüzdanımdan çıkmasına farklı duygusal tepkiler veriyor.Kendisi kıt kanaat topladığı harçlıkları özenle saklıyor! fakat ben cüzdanımda para bittikçe sokaktaki atm lerden istediğim kadar nakit çekebiliyorum.Ayrıca kredi kartımda var ,o aletin olduğu yerde para bile vermeme gerek yok.Bi kaç kere beraber para yatırdık anlattım bunu yatırmazsam çekemem buda benim param.Yok bu ona inandırıcı gelmedi.Bildiğin gözünde ATM'lerden sınırsız para çekebilen kredi kartı ile sonsuz harcama yapabilen asalak gibi bireyleriz gözünde:)Bu kumbara hikayesinden sonra harcamaları ayda bir-ikiye düştü.Arada sırada ne olduğunu anlamadığım ama kantinden geldiğini tahmin ettiğim saçma şeyler görsem de ses etmedim.Stres çarkına kadar.Ne zaman başlamıştı bilmiyorum ama okul yıkılmıştı anlaşılan bir akım oluyor böyle şeylerde.Arkadaşımdan duyuyorum benimki tutturdu diyor.Sokakta görüyorum.Seninki böyle hafiften türküsünü söylüyor.-Görsen anne üff süper...-Berke Can'ın annesi almış görsen iki tane üff..Benimki yoğunlaşınca show haber de yayınlanıyor böyle saçma şeyler,show haber çok kominikeyşın bir bülten.Stres çarkları üç ülkede yasaklandı az sonra...Ben lisanslı oyuncak almadım hiç hayatımda,duyduğum en saçma şeylerden birisi bu, lastik topun üstünde karakter resmi olunca bi ev parası vermen gerekiyor.Niye lisanslı!o salak resim olmasa da olur,maksat top değil mi yok.Kapitalizm kimleri yedin de doymadın annem.Neyse inadım inat almam yani. Kantinci veto yemiş,okulda satışı yasak oh rahatım demiştim.Ama benimki bir gün ağzından kaçırdı arkadaşıma para verdim onların sitede satılıyormuş gibi şeyler geveledi.İşin aslı on gün geçmiş seninki parayı vermiş düdüğü çalmayı bekliyormuş.Parayı nerden aldın dedim kumbarasından zimmetine para geçirmiş.Belirlediğim limiti aşmış kağıt para kumbarasına dalmış.Kumbarayı incelemeden bir kaç gün önce odasındaki çöpü geri dönüşüm için ayırdığım çöplerin arasına boşaltıyordum ne göreyim 50 tl parçası 20 tl parçası ...parça pinçik edilmiş bir sürü para.Bunlar ne diye sordum kumbaradan çıkarırken yırtıldı köşeleri,kızarsın diye yaptım dedi.Allahım sana geliyorum...Neyse üç kere nefes alıp başladım paraları yırtarak yok etmek suçtur dedim.Suç-hapis-polis vereceğim on saatlik nutuktan daha etkili,çünkü arkak sokaklar diye bir realitesi var..Devletin bastığı paraya zarar vermek büyük suç dedim.Zaten korkmuş aklınca o korkuyla yok etmiş!bende cilaladım.Çünkü bazen parçalasan da kendini anlatamıyorsun.Kendi jenerasyonumla kıyaslayınca sosyal zekaları geri bu çocukların.Sanırım sokağın bize verdiği şeyleri hiç bir donanımlı okul yada avm lerin zeka dolu oyun salonları,sözüm ona zeka geliştirici oyuncakları veremiyor veremeyecekte.Üstüne Berke Can'a verilen üstünden on gün geçen stres çarkı parası eklenince içimdeki annemi çıkarttım.-Seni dolandırmış o çocuk alacak olsa on günde alırdı,paranın üstüne yatmış,hacılamış seni:)Tam anlamını bilmediği kelimeleri toplayınca ne ifade ettiğini çözdü.   -Ne yapacağım dedi.-Yarın o çocuğu bul paramı getirmezsen seni annene şikayet ederim de dedim.Annesi de aynı okulda öğretmenmiş.Tamam dedi.Aradan günler geçti elinde bi stres çarkı geldi.Çocuk çarkı alıp vermiş,iyi bari dedim.Bittimi bitmedi Süsengül sen çarkı bana ver,sana benim çarkı vereyim demiş.Süsengüle 10 lira borcum var dedi.Niye dedim.Süsengülünki 20 tl imiş dedi.10 liralık olanla ne farkı var dedim  onunki lisanslıymış...