22 Kasım 2019 Cuma

90'larda Fakir ve Çocuk Olmaklar Üstüne

Konya'da erken soğur havalar sonra bitmek bilmeyen bir kış başlar sanırsın sekiz yıl falan sürer o sekiz ay.Sonra yaz geldi gibi olur "ana lan yaz geldi walla" derken en şanslısının daha kıçına bir kere deniz suyu kaçmıştır F I N I S H yazısını görüveririz isli bulutlarda.Gelsin karbonmonoksidin en koyusu gitsin ayazın en pıççaklısı sonra bekle sekiz yıl geçecek diye.Zengin mahalle ile fakir mahallenin is kokusu bile farklıdır buralarda.Aaa n'alaka diyen konyalı cici kız sen hiç sedirlerden geçtin mi bir kış gecesi?


Şimdilerde gazı mazı var amma velakin varoşlarda sobanın hakimiyeti tam gaz devam ediyor benim çocukluğumdaki gibi.O vakitler bana yokluğun resmini çiz abidin deseler tablomda soba-turşu ve salon bitkisi olurdu zannımca.Nasıl yani diyenlere tarif edeyim.Yazın ortalama yüz metrekare olan ev kışın gelmesi ile tek göz odadan ibaret oluverirdi.Kuzineli soba odanın üçte birinde hüküm sürerken üstünde bir güğüm iki ıbrıkla ısınma ve sıcak su ihtiyacımızı karşılamak için her zaman hazır olda beklerdi. 
    

Acıktığımızda hem kuzinesi ile hem üstündeki kısımda kaynayan tenceremizle mutfağımızda ocağımızda oydu.Şimdi seksen beş mutfak aletini bulaşık makinesine tıkarak yemek yaparken aklıma hep bir tencere ve bir bıçakla sobanın üstünde onu doğra bunu doğra azda bir yağ gezdirip ıbrıktan da az sıcak su ile on dakikada yemek yapan annem gelir.Kız bu homosapiens gelişen teknoloji ile gelişeceği yerde bence kendi bacağına sıktı ya.Allah sizi inandırsın benim yoğurt yapma makinesi alan arkadaşım oldu sormadım ama Allah bilir o yoğurdu yapamadı yaptıysa da sürdülebilirliği olmadı zira üşengeçtir sütü kim alsındı kaynatsındı kesin böyle olmuştur böbreğime iddiaya girerim.Neyse benim resme dönelim, kuzine can kuzine baş tacımız üçte yatak serdik mi sıcacık uyurduk.Neyseki bizimkilerin aile planlamasından filan haberi vardı dört kişilik çekirdek ailemizle şehrin pencereden giren kirli havası-sobanın evden çaldığı oksijen-it gibi sokakta yediğimiz ayazın bagirsaklardakï gazı ile zehirlenmeden uyandığımız her sabah bence mucizenin ta kendisiydi.😊                  
Kış mevsiminin de levelleri vardı ki bu kısım en erken kısmına denk gelirdi.Hava artık bahçe çeşmesini dondurmaya başladığı vakit burnumuzdaki sümüğün donduğu vakitti.Okula giderdik o rezilliğin arasında birinci sınıfta öğretmenin yakamadığı sobayı yakmisligim var sanki eğitim hayatımda hatırladığım en yıldızlı başarım da bu ya neyse kuzine diyordum.Kuzine çok komplike bir aletti lakin evin kalan kısmına hiçbir faidesi yok idi misal donan turşu bidonlarına.Arkadaş evin içindeki turşu donarmı ya donardı walla.Anacığım onu da getirirdi odanın içine artık odanın içinde bize düşen metrekare biraz daha azalırken Annem birşey için daha kaygılanır onu da odanın içine transfer ederdi neydi o resimdeki son eksik parça salon bitkileri way anasını romalılar onlarda geldimi bildiğin kümes olurdu o oda,çocuksun ya atlayıp zıplamaya,çantanı yayıp ders yapmaya yer kalmazdı.Annem odanız falan olmadı da bir sehpa alsaydık üstünde ders yapardınız diye hayıflanıyordu geçen,mütemadiyen güldüm sadece, kadın kafamdaki resmi görse kendini kesecek.Çalışma masasına takılmış ne odası ne çalışma masası Anne hoksijen yoktu h2O demedim yazık anadır😁