Gündüz Kuşağı Katiller Empatlar

 



Maruz bırakma terapisi diye bir şey okumuştum bir zaman. Bir şeyden korkuyorsan, misal yüksekten, terapi sürecinde belli bir yüksekliğe maruz bırakılıyordun. Bu tabii ki kontrollü, güvenli ortamlarda, hastanın da rızasıyla oluyordu. Orada işin uzmanı ne yapıyor bilemem; zaten bir Türke lazım olan ayrıntı değildir. Kabaca genel hatlarını bilsek açık kalp ameliyatı yaparız, hamdolsun!

Benim de kendimde beğenmediğim, bana artık zarar verdiğini düşündüğüm birkaç sıracam var. “Dur, bunlara uygulayayım” dedim; bkz: yere batasıca empatlığım. Sırf bu yüzden üçüncü sayfa haberlerini dinleyemez, gündüz kuşağı izleyemezdim. “Niyet ettim Allah rızası için empatlığımı bitirmeye” deyip başladım geçen sene gündüz kuşağı izlemeye. Konu empatlıksa bundan daha iyi bir yöntem olamaz dedim.

Bilen bilir, bu tarz programların piri Müge Anlı’dır. Geçen yıl ne yaptıysam o kadar ilerleyemedim. Show TV’de Didem Arslan’ın yaptığı programa takıldım azıcık; konular çeşitli oluyordu: dolandırılan 70 yaş üstü azgın dedeler, sahte gelinler, çözülmemiş kayıplar falan filan. Aylarca sürüyor bu konular bu arada; Twitter’da TT oluyor Müge Anlı’daki konular.

Didem Arslan sahte bir gelinden altınları almaya çabalarken, Müge Anlı’nın programında üç ceset bulunuyor, aile içi ensest mağdurları kurtuluyordu. Ama neydi altın kural? Azar azar, kontrollü maruz bırakacaktık değil mi? Hah, ben de öyle yaptım.

Azar azar, kontrollü giderken programa birileri geldi. Bodrum’un bir köyünde 17 yaşında bir kız öldürülmüş, boğularak. Maktulün abisi ile yengesi, takipsizlik kararından sonra “Programa katılalım, araştırılsın” diye başvurmuşlar. Anne baba da var programda; o gün aynı evde oldukları için tutuklanıp salınmışlar falan filan.

Anne de garip bir tip. Bir gün başörtülü, şalvarlı geldi; birkaç gün sonra saçları at kuyruğu toplanmış. Sunucu da bir anlam veremedi galiba, sordu: “Hani niye öyle örtünürken böyle geldin?” falan diye. “TikTok yaptım, Didem Hanım” dedi. TikTok meğer taktikmiş. Yazma örtmekle açmak arasındaki taktiği anlamaya çabalarken daha anlamsız şeyler yapmaya başladı devam eden günlerde. “Ceset varsa suç da vardır, Didem Hanım” diyordu ısrarla.

Baba enteresan bir vaka. Herkes anneden şüphelenecek gibi oluyor ama baba o kadar saf ki, bir olay olsa o hap kadar evde duyması imkânsız; duysa saklaması imkânsız.

Beni sadece bu blogdan bile bilen iyi bilir: Anadolu’nun bağrından, yerli ve millî bir tipim. Ama bu konulara bakınca Slav’mışım gibi bir his çöküyor. Aidiyet duygum kalmadı yeminle. Bu terapi hem benim empatimin uzayan dallarını kırpacaktı hem de bu topluma ait kodlara vakıf olacaktım. Bir taşla iki kuş!

Babama da bahsetmiştim bu durumdan. “Senin ihtiyacın var, izle biraz” demişti; biraz müstehzi, biraz sinirli. “Bu mallıkla sokağa çıksan tokatlarlar seni, şuraya koyarlar” diyemediyse zaar.

Neyse, yarı şaka yarı ciddi bu konu aylarca ilerledi. Kadının psikolojisiyle ilgili konuşamam, uzman değilim ama iniş çıkışları fazlaca göze batıyordu. Bir keresinde evde adli tıpçıların yüz seksen ayrı erkeğe ait sperm örneği bulduklarından bahsettiler. Ben günlerce bunu kafamda canlandırmaya çabaladım. Gariban çiftçi bir aile; köyde belki de o kadar erkek yoktur. Ayrıca olsa bile benim evimde sperm örneği niye, nasıl bulunur? Her gün anlayamadığım bir sürü şey çıkıyordu.

Gerilim türü eserlerde bir yerden sonra merak, korkunun önüne geçer ya; bu programlarda da o oluyor galiba.

Anneye bir gün canlandırma yaptırırken, tuvalette kabız olduğunda nasıl ıkındığına kadar canlandırıveriyordu. Reyting için neler feda edilmez ki… Akşamına TT oluyordu kadın.

Kadın hapisteyken kocasıyla açık görüş istemiş. Bir süredir böyle bir uygulama var; evli mahkûmlar eşleriyle baş başa vakit geçirecekleri odalara alınıyor. Pembe koğuştu galiba bunun adı.

Sunucu soruyor: “Kızın ölmüş, yastasın. Bunu nasıl isteyebildin?” diye. Kadın diyor ki: “Bebeğim olsun istedim.” Ellilerindeki anne…

Ben kadının gelgitleri, olayların anlamsızlıkları arasında gelip giderken kızın katili annesi çıkıyor. Ben şok. Daha kadının bozuk Türkçesine gülerken, 17 yaşında bir çocuğun katili aylardır kah gülen, kah ağlayan, kah ıkınan anası çıkıyor.

Beni uzun bir zaman sarsan o olayla beraber bir adli tıpçı gibi ruhum delilleri topladı, suçluları hapse tıktı. Gariban köylü bir teyzenin ne kadar tehlikeli olabileceğini öğrendi. Bir babanın her şeye göz yummasına sebep olan korkaklığa hayret etti. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi hayatta.

Tüm bunlar olurken terapi işe yaramış olacak ki, yeni sezonda Müge Anlı’dan başkasını izlemez oldum.





Bu blogdaki popüler yayınlar

Endişelendiklerim!

2079 Duygulanım Daire Başkanlığı

Humblebragginglerden Pembeye